İş Hayatında Kendini Geliştir Yolunu Benden Öğren

Sevilen yazının 2.’si çıktı! Üniversitede kendini geliştir yolunu benden öğren yazım üzerine hemen her gün 1 e-mail almaya başlayınca neden devamını yazmıyorum dedim ve işe koyuldum. Bu yazıdan önce bu yazıyı okumanız tavsiyedir.

Şimdi, üniversite hayatını binbir keyifle, zorlukla bir şekilde geride bıraktın. Geriye dönüp baktığında özlemlerin  var, belki aşk acıların var, unutamadıkların var, yapamadıkların var. Bunlar normal. Ama şimdi iş hayatına her zamankinden daha çok odaklanma vakti.

Varan 1- Çiçeği burnunda çalışansın. Bir şekilde işe girdin.

Hala giremediysen hoop dön bu yazıyı tekrar oku. İşinden memnun musun, ilk günlerdeki gazı sormuyorum, bir kaç hafta sonraki düşünceni soruyorum tabii.

N’olursa olsun her durumda parolan ”hayat boyu gelişim” olmalı. Öğrenme hiç bitmez. Bunu hiç bir zaman unutma. Akademik hayatta hala neden 20-30 senenin öncesinin konularını anlatırlar? Neden sektörden insana ihtiyaç duyarlar. Hiç düşündün mü? Çünkü sırtını devlete yaslayıp maaşı ay sonunda tıkır tıkır almak kolay gelir çoğu hocaya. E napsın? Kanında kendini geliştirme duygusu yoksa devlet baba da onu buna yönlendirmiyorsa öğrencilerine 30 senenin öncesinin konularını güncelmiş gibi anlatır. Neyse… Neymiş, parolan: Hayat boyu öğrenme. Hele senin gibi yeni yetme bir çömez için.  Şimdi bunları nasıl yapabilirsin, onlara bakalım.

is-hayatinda-kendini-gelistir-yolunu-benden-ogren

İlk olarak teknolojiyi sev. Ve ne olursun, karıştır. Herhangi bir teknolojik aleti karıştırmaktan korkma. Yoksa nasıl öğrenebilirsin? Varsa cevabın söyle ben de öğreneyim. Ben bilgisayarın karşısına ilk oturduktan 5-10 dk. sonra kasasındaki güç kaynağını yakmıştım. Noldu? Güç kaynağı değişti, ama ben öğrendim. Karıştırmasaydım öğrenemezdim. Neyse bunu anladık.

Teknolojiyi sev dedim ya bunu hayatına dahil et. Sen yeni bir çalışansın. Kariyer hedeflerin var. Aksi halde bu yazıyı okumazdın ikimiz de biliyoruz.  Bilenin bilmeyene karşı üstün olduğu bir devirde yaşıyoruz. O yüzden teknolojiyi hayatının bir parçası yap. Nasıl mı? Mutlaka işinle ilgili internette yeni bilgiler, kaynaklar, yazılar vardır. Bunları hiç kaçırmadan oku. Hatta yabancı kaynaklardan oku, daha da önde ol. Oku ve mümkünse işine uygulamak için fırsatlar yaratmaya çalış. Bir RSS okuyucun olsun. Yoksa tıkla ve aç hemen! http://feedly.com RSS okuyucusuna ilgilendiğin siteleri ekle ve sonradan tüm bu sitelerde yeni neler var neler yok diye bakmak istediğinde web’de kaybolma. Aç RSS okuyucunu tıkır tıkır hepsini tek bir yerden oku.

Twitter hesabın mutlaka olsun ama öyle açıp bırakma. Aktif ol, sosyal medyanın gücünü iş hayatına enjekte et. Görünür ol. İş hayatında örnek aldığın insanları Twitter’da takip et, konuşmalarına katıl, tweet’lerine cevap ver. Retweet et. Dikkatlerini çek. Görünür ol. Takipçi sayın önemli. Sosyal medyada markalar, insanların şikayetlerini çözerken takipçi sayısına göre dikkate alıyor. Neden mi? Basit. Çünkü senin takipçi sayın ne kadar fazlaysa homurdanışın o kadar fazla kişiye ulaşır. Bu da o markayı mutsuz eder. Facebook’ta da aktif ol.  Arkadaş sayın öyle 100’lerde 200’lerde kalmasın.Para biriktir bir akıllı telefon al. Önceleri iPhone tavsiye ederim ama şimdi Android işletim sistemleri bir telefon da tavsiye ederim.  Mutlaka Flipboard gibi uygulamaları kur. Sabahları bayık gözlerle otobüste, metrobüste  ya da arabada giderken bile 5-10 dakika okusan kardır. Dijital gelişmelere uzaylı edasıyla bakmaz, bir oyuncusu olursun. Bayık gözlerle dedim ya, aman bu bayık gözleri iş yerine/şirketine girene kadar at. Bayık gözlerle girme sakın. Uyuşuk, pısırık bir tavır sergileme. Canlı ol, konuşkan ol ama gevezelik ile arasındaki ince çizgiyi tuttur. Sıkıcı ve çok da ısrarcı olmadan öneriler sun, geliştir.

iPhone’un App Store’u varsa , Android’in Play Store’u var. Ya şöyle bir uygulama var mıdır acaba diye AppStore’a göz attığımda bulamadığım olmuyor. Neden bunu işin için kullanmayasın. Bu arada iPhone’unu Nokia 3310 tadında kullanma. Korkma bozulmaz. Jailbreak yap. Tweak’ler yükle. Karıştır onu da.

İş hayatında sunum yapmak okuldaki tırıvırı sunumlara benzemez, benzememeli. Onun için bulduğun her fırsatta sunum yap. Yanında su da bulundur ama. Sunum için Powerpoint’i falan geç. Windows kullanıyorsan sunumlarını Prezi ile online yap. Macbook kullanıyorsan da Keynote kullan. Hatta Keynote, bir zamanlar küfrederek kullansam da şimdilerde aşığı olduğum Macbook’u alma sebebimdir.  Keynote’u da bana Olcayto Cengiz sevdirmiştir. Kendisini Twitter’dan takip edin. İyidir, bilgilidir. İşini iyi yapar.  İş sunumların ve kişisel sunumların diye iki farklı sunum formatın/teman  olsun. İş hayatındaki sunumlarının formatını şirketin belirleyebilir ama sunumlarını hazırlarken n’olur başlıkların, yazıların her slayt’ı geçtikçe bir dansöz edasıyla bir o yana bir bu yana oynamasın. Nereye koyduğuna dikkat et.  Bir de sunumlarında fazla yazı yazma. Yazı varsa bana bu sunumda ne gerek var diye kendine sor. Sunumlarını görsel olarak hazırla. Sunumları öyle bir hazırlamalısın ki sen o sunumun başında yoksa o sunum hiçbir şey ifade etmemeli. Sunumlarında yazı olmaması, o sunuşu yaparken gözlerin sana odaklanmasını sağlayacaktır ayrıca. Sunumların dakik olsun, gereksiz laf salatasıyla uzatma. Bununla ilgili bir ara şu tweet’i atmıştım. Hala da düşünür düşünür ne doğru yazmışım derim. Çünkü tam da sıkıcı ve uzamış bir sunum izlerken atmıştım bu tweet’i.

Başkalarının sunumlarını bol bol incele. Bunu da slideshare.net‘ten, Prezi‘den yap. Oku incele, senin sınıfındaki insanlar neler yapmışlar, yapmamışlarsa ne ala. Sen kolayca öne çıkabileceksin demek.Blog yaz, bir blogun olsun. Yazılarında bir öngörü koy. Yani bir olayı haber veriyorsan, bu olay neden olmuş, bunun etkileri neler olabilir. Rakibi buna nasıl yanıt verebilir, nasıl yanıt vermeli, bunun uzun vadede başka şeylere etkisi olur mu, buna neden gerek duyulmuş gibi soruları cevaplaman göreceksin yazını ve seni çok çok daha değerli kılacaktır. Blog yazarak görünür ol. Sonuçta daha üst bir pozisyon için başvurduğunda  adın soyadın Google’a yazılır ve seninle ilgili hiçbir şey çıkmazsa sonuç hüsran olabilir. Halbuki karşılarına dolu dolu bir blog çıksa güzel olmaz mı? Bu çocuğun kafası çalışıyor derler. Tabii bu yazdıklarınla da doğru orantılı ama iş hayatında edindiğin tecrübeleri blog’una dökmen demek; neyi bilip bilmediğini seninle ilgilenme potansiyeli olan yeni şirketlere etkili bir şekilde göstermen demek, tabir-i caizse yeni kariyer fırsatlarına ”hoşgeldin” demek. Tabii yazdıklarını sosyal medya hesaplarından da paylaşmayı unutma. Blog’un varsa, bir blog yazısı yazdıktan sonra o yazının yayılması için neler yapman gerektiğini anlatan bir yazı yazdım.  (Bu ingilizce yazıdan şu anlamı da çıkar: İlerleyen zamanlarda ingilizce bir blog da aç, uluslararası çalış. ) Blog’una Google Analytics kodu ekle. Kim hangi Google aramasıyla blog’una geliyor, ne kadar kişi geliyor vs vs. incele. İstatik yorumlamanı da geliştir.

Bu arada LinkedIn hesabın da mutlaka olsun. Hem şirketindeki insanları oraya ekle, hem görüşmek isteyebileceğin, kontakt kurmak isteyebileceğin insanları ekle. Twitter hesabını LinkedIn hesabına bağla. Twitter’dan yazdıkların LinkedIn hesabına düşsün ki LinkedIn hesabın ölü gibi durmasın. Twitter’da çok absürd şeyler yazıyorsan bu bağlama işini okumadın farzet :)

Bir de arkandan atlı kovalamıyor. Biraz kariyer yap, sonra evlen. Okul biter bitmez evlenme çok ekstra bir durum yoksa. Biraz bekarlığın tadını çıkar :) Ayrıca evlendiğinde benim şu an gecenin 11’inde rahatça yazı yazdığım gibi yazı yazamayacak, sunum yapamayacaksın doğal olarak :)

 

 

 

 

 

 

İş hayatında tavsiyem: ”bu benim işim değil” cümlesini pek kurmamaya çalış. Yani işinden şikayet etme. Tamam o an verilen bir iş senin işin olmayabilir gerçekten. O zaman bunu şartlar dahilinde daha olumlu bir cümleyle ifade et. ”Bu işi x beyin/hanımefendinin yapması daha uygun görünüyor.” gibi gibi.Bir de daha işe yeni girmişsin. Ben şu’cuyum, ben bu’cuyum diye gezme ortalıklarda. Ve şunu sakın unutma: Sana beklediğin iyi bir görevin verilmesi için önce daha basit işleri söylenmeden başarıyla tamamlaman gerekir. İnsanların önce sana güvenmesi gerekir.

Varan 2- Geldi geçti bir kaç sene. Artık iş hayatına biraz daha alıştın. Artık toy değilsin.

Blog’unu aksatmadan devam ettiriyorsan, bir sonraki hedefin daha büyük mecralarda yazmak olmalı. Yani örneğin basılı bir derginin internet sayfasında yazmak olabilir. Yazan, üreten insan her yerde desteklenir, kabul görür. Bu yüzden başvurmak için durma. Hemen bu dergilere, internet sayfalarına her neyse ulaş ve birkaç blog yazınla beraber, sosyal medya hesaplarını paylaş, yazmak istediğini söyle. Göreceksin birinden biri olacak.

Ama hala aynı pozisyondaysan (şirketin fırsatları dahilinde) önce kendini bir incele, süz. Gerçekten kendini geliştirmiş misin, hep bir adım ileriyi düşünmüş müsün yoksa göbeğini kaşıyarak hep verilen işi yapmış, akşam saatin 17:30 olmasıyla beraber her akşam toz mu olmuşsun. Kendini bir eleştir. Ok eleştirdin. Her şey senden yana. E o zaman şirketini, işini bir değerlendir. Global bir şirkette çalışıyorsan yurtdışı kariyer fırsatlarını incele, başvur. Şirketinde imkan yoksa ve  daha fazla kariyer hedefin varsa -ki olmalı- neden yeni ufuklara yol almayasın? Bunun için en uygun mecra senin için artık LinkedIn, Kariyer.net, Yenibiris.com Monster.com vs vs.  E ne de olsa artık sosyal medyada, blog’unda bilinen, takip edilen birisin.

Varan 3-  Yaş erdi kemale. Emeklilik mi geldi? :)

Kusura bakma Varan-2’ye kadar kişisel gelişim ve zihin açma konusunda kendime güveniyorum ama henüz emeklilik yaşına gelmediğim için bu noktada yardımcı olamayacagım. E artık o da ileride, ölmez sağ kalırsak. :)

Bu yazıyı Üniversitede kendini geliştir yolunu benden öğren yazımın devamı niteliğinde yazdım ama bu demek değildir ki burada yazılanları üniversitedeyken uygulayamazsınız. Hayır efendim bal gibi de uygularsınız. Çok da nefis olur.

Şimdi de ben size soruyorum. Bir sonraki yazımın konsepti ne olsun? Üniversitede kendini geliştir yolunu benden öğren dedik, iş hayatında kendini geliştir yolunu benden öğren dedik. Bir sonraki ne olsun? Çok absürd başlıklar olmadıkça sizden gelen önerilere istinaden 3. yazıyı yine böyle bir akşamda yazacağım.

eren@erencaner.com.tr
 

Dijital marka yönetimi, pazarlama ve reklamcılık sektörü üzerine yazılar yazmayı seven Eren Caner, Doğan TV'de dijital iletişim yöneticisi olarak görev alıyor. CNN TÜRK'te yazıyor.

3 Comments

  1. Bana güzel fikirler verdiniz.Kendime blogger hesabı açtım ve yaptığım işlerin fotoğraflarını bloguma koyup bu şekilde şefime sunmak istiyorum,çalışmalara başladım.

    1. İngilizce ve koyabilirsen + bir dil daha iyi olur ama çoğu konuda olduğu gibi bunda da geçerli olan şey şu, her birinden az az bileceğine birini çok iyi bil.

Bir Cevap Yazın