- Büyükler varken küçükler konuşmaz.
- Fazla merak iyi değildir.
Hepimiz bu demotive cümleleri bir yerlerden duyduk değil mi?
Bugün merak ile ilgili iki kelam edeceğim izninizle. Öncelikle merak duygusuna iki toplumun bakış farklılığına şahit olalım.
Ne kadar farklı bakıyoruz değil mi? Onlar merak duygusundan fırsatlar yaratarak yeni şeylere odaklanıyor. Bizse çocuklarımızı geçmişten gelen bu antimeraklı yapıyla yetiştiriyoruz. Hatta çocuğumuz çok meraklıysa ”Meraklı Melahat, amma meraklısın ha” gibi cümlelerle eleştiriyoruz. Sonra da büyüyünce ondan araştırmasını, yeni şeyler yapmasını istiyoruz. (Bu, üniversite sıralarına kadar konuşanların tahtaya yazıldığı okullardan geçildiği bir sistemde, üniversite öğrencisinden konuşmasını istemeye benziyor.)
Ben de küçüklüğümden beri hep çok meraklıydım. Örneğin evimize bilgisayar ilk geldiği gün o nedir, bu nedir diyerek bilgisayarın güç kaynağını yakmıştım. Pişman mıyım? Hayır. Çünkü karıştıra karıştıra öğrendim. Windows 98′in ilk sürümü olduğu için video oynatmada sorun çıkarıyordu. O zaman internet de pek yoktu, yine de araştırdım. Windows 98′in ikinci sürümünü kurup üzerine codec yüklemek gerekiyormuş. Ortaokulda Windows kurmayı ve codec yüklemeyi öğrendim. Ortaokulda, yıllar sürecek eş dostun ”abi benim bilgisayara bi format atsana” ricasına tanık olmama sebep olan olay da buydu. Aman bozulur, bi’şey olur diyerek dokunmasaydım pek de bi’şey öğrenemezdim.
Bazen üniversitelere gidiyorum, konuşuyorum kariyer üzerine, dijital pazarlama üzerine. Oralarda da söylediğim gibi meraklı olun, araştırın, kurcalayın, yeni şeylerin peşinde olun, hayata keşfederek bakarsanız yeni fırsatların aralandığını göreceksinizdir. Herkesin bilmediği daha spesifik şeylere odaklanın ve bol bol sorular sorun, Google’ı doğru kullanın. Bir şey aman bozulur, fazla kurcalamayayım gibi geleneksel Türk kafasıyla hareket etmeyin. Merak, kurcalama ve araştırma dürtüsü doğru konular üzerine olmalıdır. Gereksiz risk almalardan bahsetmiyorum, örn. sırf meraklı olacağım diye bile bile lades demeyin.
İleride bir çocuğum olursa ona da aynı yetileri kazandırmayı istiyorum.
1- Meraklı olma
2- Araştırmacı olma (neyi nasıl ve nereden araştırıp bulacağını bilme) Çok dar anlamda bir örnek: Bir kişi Google’a adeta hikayeler yazar aradığını bulamaz, başka biri 2 kelime yazar direkt bulur.
1 dk. durup düşünmenizi istiyorum: Acaba yeterince meraklı mıyım? Aklıma bir soru takılınca ya da bir şeyi çözmem gerektiğinde allem edip kullem edip çözüme ulaşıyor muyum yoksa 2 dk. sonra aman boşver diyip beynimden siliyor muyum?
Merak değişime giden yoldur. Büyük icatlar hep ihtiyaçtan doğmuştur. İhtiyaç da meraklı olarak çeşitli çözüm yolları geliştirme disiplini gerektirir.
Sadece fotoğraf veya bir bilim, bu açıdan farketmez. En azında yeni şeyler deniyor.
Son olarak merak ile ilgili Einstein’in ünlü sözünü hatırlayalım:
]]>
Türkiye 30 Mart seçimlerine kilitlenmişken ve hemen her gün yeni bir ses kaydı vs. çıkarken siyasiler de kendilerini haliyle halka anlatmanın peşinde. TV’de Mansur Yavaş’ı, Mustafa Sarıgül’ü, Kadir Topbaş’ı, Erdoğan’ı izlemiş biri olarak aklıma hep şu fikirler geliyor ve içim içimi yiyor.
1- Sunum Fikri:
Seçim projeleri anlatılırken neden bir aday da çıkıp halkın görsel hafızasında kalabilecek görselleştirmeler, sunumlar yapmıyor ve bunu ayakta bir ekran önünde dinamik bir şekilde anlatmıyor?
Sunucunun karşısındaki koltuğa yuvalanmak ve 1-2 saat yerinden hareket etmemek kural mıdır?
İzlediğine, gördüğüne -pek de sorgulamadan- inanan bir halkız. Şöyle bir siyasi de çıksa teknolojiye hakim olduğu mesajını da vererek sunucunun karşısında oturarak değil, ayakta bir sunum yaparak projelerini anlatsa. Laf değil canlandırılmış animasyon/sunum görsek. Siyaseti bi tutam dijitalleştirsek, adaylar sunum yapsa, projelerin amacı ne, bu projeyle ne hedefleniyor, başka faydaları ne olacak, yazılarla resimlerle kanlı canlı görsek.
Mustafa Sarıgül, Ahmet Hakan’a konuk olduğu programda ayağa kalkmadan da olsa yanında getirdiği bir kaç fotoğrafı gösterdi. Eh, desek de yetmiyor. Sunum yapın halkınıza, onun anlayıp zihninde kalabileceği şekilde görselleştirin.
2- Dijital Zaman Çizelgesi (Timeline) Fikri
Adaylar geçmiş hizmetlerin ve en önemlisi gelecekte yapılacak hizmetlerin yer aldığı bir zaman çizelgesiyle halka hitap etseydi yine akılda daha iyi kalırdı ve halk daha emin olabilirdi. Çünkü web’de, sosyal medyada dijital olarak bu zaman çizelgesini inceleyecek, TV’de görecek ve eline alınca anlayacaktı ki büyük küçük tüm projelerin yer aldığı bu çizelgede örneğin 2015 Haziran ayında Havaray, 2016 Mart ayında 3. Köprü açılacak. Bunu hem bilecek, hem görecek hem de elindeki güven onayı gibi zaman çizelgesine ”dokunarak” kanıtını hissedebilecekti.
Emin olun ki o halk oyunu kullanırken siyasilerin kuru laflarından çok, o görselleştirilen, beynin sağ lobunda yer eden bu projelerin fotoğraflanmış hallerini, zaman çizelgelerini hatırlayacak..tı. Yapılsaydı…
Not: Bu fikirler seçimler için ağırlıklı olsa da tüm siyasi iletişimde kullanılabilir.
]]>
Bilgi: Çalışarak kazanılır. Outliers’ın yazarı Malcolm Gladwell, ”herhangi bir işte uzman olunabilmesi için o işe 10.000 saatini ayırılmalı” diyor. 10.000 saat de aşağı yukarı 10 yıla denk gelir.
Aşağıdaki tabloda yer alan knowledge aslında tam bilgi demek değildir. Bilginin aşamaları Veri, Enformasyon, Knowledge, Know-How’dır. Türkçe’de ne yazık ki hepsine bilgi deriz. İşte mesele, bilgi düzeyinizi veya bilgi üretiyor ve satıyorsanız o bilgiyi know-how düzeyine yükseltebilmektir. Müşteriye know-how kazandırabilmektir mesele.
Tecrübe: İş hayatında farklı farklı bilgiler edinirsin. Farklı işler yaparsın. Farklı verileri farklı verilerle birleştirdikçe, anlamlandırdıkça tecrübe kazanırsın, kazanmalısın. Tecrübe sahibi olmak için önce bilgi sahibi olmak gerekir. Bu bilgiler de gerek üniversitede gerek iş hayatında öğrenilir.

Yaratıcılık: Yaratıcılık üzerine söylenecek çok söz var. Yaratıcılık hayata keşfederek bakmayı gerektirir. Herkesin baktığı yerde, herkesin homurdandığı yerde farklı fırsatları görebilmeyi gerektirir. Bilgi, tecrübe de ister. Yukarıdaki resimdeki gibi bilgi ile tecrübe birleştirilerek hedefli yaratıcılığa adım atılır.Dijital pazarlama odağında örnek verecek olursam, bir kişi harikulade yenilikçi kampanya fikirleri tasarlayabilir. Bunu markaya sunmak için çok heyecan da duyabilir. Ancak bu kampanya fikri markanın hikayesiyle, stratejisiyle örtüşmüyorsa tabir-i caizse fikir dünyaları yerinden de oynatsa yüksek ihtimalle reddedilir, zaten reddedilmelidir. Markanın ”biz süper yenilikçi görünelim” vs vs. triballeri yoksa tabii. Fikirler de hikaye etrafında toplanmalıdır. İşte bu stratejiyi görebilme, markanın hedefleri paralelinde yaratıcı fikirler düşünebilme de önce bilgiyi sonra da tecrübeyi gerektirir…
Yani;
Emek olmadan yemek olmaz.
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz.
]]>
Bu yazının ikincisi de çıktı. Okumak için: http://erencaner.com.tr/2012/08/is-hayatnda-kendini-gelistir-yolunu.html
Çoğumuz “bi üniversiteye gireyim gerisi rahat” deriz ama bu neredeyse hiçbir zaman böyle olmaz. İş hayatına yönelik, dünya bakışına yönelik belli bir birikimi üniversite yıllarında kazanırız/ kazanmalıyız. Bir hocamın çok güzel sözü vardı. Üniversitede tabağına ne doldurursan sonrasında kaşığına o gelir. Sen de üniversite sonrası kaşığına iyi bir şeyler gelmesini istiyorsan şimdiden, üniversitedeyken kendine yatırım yapmaya başla!
Bir de şu “kendini geliştiriceksin hocam” lafı vardır. Hiç sevmem bu lafı. Neden, çünkü bu lafın altı boş bırakılır genelde. Kendini geliştiriceksin hocam, iyi tamam da peki nasıl diye sorduğunda kısa bir sessizlik olur. İşte bu yazıda tamamen kendi tecrübelerimle bu kendini geliştiriceksin lafının altını doldurmak istedim. Şimdi gel, üniversitede kendini geliştirmek için enn baştan neler yapabilirsin buna bir bakalım:
Varan 1- Benim gibi üniversitede ingilizce hazırlık okuyarak bölümden uzak bir şekilde üniversiteye başladıysan;
Acil olarak onların sana gelmesini beklemeden gidip bölümünün öğrenci kulübüne kayıt ol ve öğrenmeye açık olduğunu, görev almak istediğini onlara hissettir. Hazırlık sınıfınındayken ÖSS’nin acısını gezerek eğlenerek çıkarırken bir yandan da bölümünün olanaklarını, iş imkanlarını erkenden anlamaya çalış. Bölümün tam olarak ne iş yapar, bu bölümden mezun olup ekstrem işler yapanlar var mı, bunu öğren. Daha hazırlıktayken bir ya da iki büyük üniversite etkinliğinde küçük rollerde yer alman ileriki yıllarda daha etkin rollerde olmanı sağlayacaktır. Ayrıca daha başlangıçtayken kendine bir portfolio yap ve kazandığın başarı belgelerini, yaptığını işlerle ilgili yazıları fotoğrafları orada tut. Bu hatta online olsun. Bir blogun mutlaka olsun. Orada her yaptığın işi paylaş, edindiğin bilgileri, tecrübeleri benim gibi paylaş ki başkaları da faydalansın.Ve ayrıca üniversite boyunca asla ve asla yaptığın ödevleri atma, bilgisayarında, online ortamda sakla.
Varan 2- Birinci sınıfa geçtin ya da direk birinci sınıf olarak üniversiteye başladıysan;
Hazırlıkta bir iki büyük etkinlikte küçük rollerde yer aldıysan birinci sınıfta bu etkinliklere devam et, direk birinci sınıfa başladıysan bu etkinliklere tabiri caizse balıklama dal. Üniversiteden sonra kendini pazarlaman için sosyal hobilere başla. Örneğin; ilgin varsa DSLR foto mak. al ( tavsiyem Pentax’tır, nedenine bir sonraki yazımda değineceğim) üniversitende varsa fotoğraf kulübüne katıl, bulunduğun şehirdeki fotoğraf gezilerine katıl. Dans kulübüne katıl, dansa başla, Salsa, Cha Cha, Merengue’den birine başlayabilirsin mesela. Tiyatro kulübüne katılarak amatör tiyatro’ya da başlayabilirsin. Asla ben yapmam deme. Önce sen kendine inan, güven ki başkaları da sana inansın, güvensin. Ben alternatifler sunuyorum. Hepsini birden yapmaya çalışma, her birinde vasat olacağına birinde çok iyi ol.
Sosyal olmayı sadece birinci sınıfta değil tüm üniversite hayatı boyunca ve hatta sonrasında da sürdür.
Sevgilin olsun. Bir hocam, “üniversite hem iş bulma hem eş bulma kurumudur“ demişti. Biraz da kısmettir böyle işler ama “ben bu kişiyle hayat boyu aynı yastığa baş koyarım” diyebileceğin bir sevgilinin de olması güzel olur. Ama o kişiyi çok çok iyi seç. Sonra benim gibi 6.5 sene aynı yastığa baş koyup hatunun işi bitince ondan tekme yemek de var. Her neyse konumuz bu değil, bu başka bir yazı konusu.
Varan 3- Artık ikinci sınıftasın. Biraz daha büyüdün. İkinci sınıfta artık daha da harekete geçme zamanı.
Okuduğun bölümle ilgili kulüpte çalışmalarda zaten ön planda olmalısın. Bunun yanına başka neler ekleyebilirsine gelince de AEGEE ya da AIESEC gibi uluslararası düzeyde öğrenci kulüpleri var. Onlara katılıp işinle ilgili yapmak istediğin etkinlikleri daha büyük çapta yapabilirsin. Mesela AEGEE olarak her yaz tüm Avrupa’da yaz üniversiteleri düzenlenir. Müthiş bir deneyimdir, öğrenci etkinliği olduğu için çok da ucuzdur. Mutlaka katıl bunlara. Ben ikinci sınıf yazında AEGEE ile Romanya’da fotoğrafçılık üzerine yaz üniversitesine katılmıştım. Çok iyiydi, çünkü Avrupa’nın her yerinden gelen farklı farklı kültürdeki insanlarla arkadaş oluyorsun, müthiş anıların oluyor, tabii bunun yanında okulda öğrendiğin ingilizceyi konuşarak ilerletebiliyorsun. Kendine güvenin geliyor. Ben de ingilizce konuşabiliyorum diyorsun…
Ayrıca spora başla kiloluysan zayıfla, zayıfsanvücudunu geliştir. Çünkü sadece mantalite bakımından değil; görünüş bakımından da kendine güveninin tam olması gerekiyor.
Eveet neymiş. İkinci sınıfta okurken artık kendini bir adım öteye taşıyarak ya üniversitende büyük bir etkinlik yapacaksın, onun genel koordinatörü vs. olacaksın ya da AEGEE, AIESEC gibi uluslararası öğrenci kulüpleriyle etkinlik yapacaksın. Örneğin ben Akademiler Zirvesi adıyla içinde Turkcell Akademi’nin, Koç’un, Teknosa’nın yer aldığı 300 kişilik ücretli ve sponsorlu bir etkinliğin genel koordinatörü oldum ve kendime çok şey kattım.İş hayatının provasını üniversitedeyken yaptım. Sen de yap Yazında güzel bir staj ile şööyle 1 aylık hem tatilli hem kendine bişeyler katmalı yaz üniversitesine de katıl mesela.
Varan 4- Geldin üçüncü sınıfaa:) Yıllar ne çabuk geçiyor değil mi? Daha dün gibi hatırlıyordun oysa üniversiteye elinde valizinle gelişini. Toy toy bakıyordun yabancısı olduğun şehrin sokaklarına.
Şimdi biraz daha büyüdün ee kolay mı başka bir şehirdesin 3-4 senedir. Artık ne yapmalısın? Stajını yapmışsındır mutlaka. Yapmadıysan bu yaz zaten son şansın. Peki arkadaşlarınla konuşmaya başladın mı seneye okul bitiyor, ne yapacağız biz diye? Onlar neler yapıyorlar? Yoksa hala birinci sınıfa gelmiş gibi mi duruyorlar. Öyleleri varsa pek yakınlaşma onlara. Arkadaş ol ama çok da hayatına sokma. Başarılı insanlarla ol ki motivasyonunu hep yüksek olsun. Benim gibi iletişim tarzı bir bölüm okuyorsan farketmişsindir, farketmediysen acil farketmelisindir bölümünün verdikleri ile iş hayatındaki işlerin neredeyse zerre kadar birbiriyle örtüşmediğini, örtüşmeyeceğini. O yüzden kendi işindeki trendleri takip etmelisin. Bunu nasıl yapabileceğin konusunda da başka bir yazı yazacağım.
Eveet üçüncü sınıfın önemli olaylarından biri de bence Erasmus öğrenci değişim programı. Tüm imkanlarını evet tüm imkanlarını zorlamalısın Erasmus yapmak için. Ben Erasmusla Almanya’da okudum uzunca bir süre. Kendi adıma çok şey kazandığımı söyleyebilirim Avrupayı bolca da gezme şansım oldu. Paramı seyyahlığa harcadım yani aman şunu alayım bunu alayım vs demedim, bolca gezdim. Maddi durumun elveriyorsa sakın okulum uzayacak vs vs diyerek Erasmus’a gitmemeyi düşünme. Varsın bir dönem iki dönem uzasın. Ama ya sana getirecekleri, hiç düşündün mü? Ben Microsoft’ta staj hakkı kazandığımda gördüm ki Eramus’un bana çok faydası varmış. Eğer Erasmus yapamazsan üzülme kendine devamlı olarak şunu sor: Ben kendimi hangi pozisyonda neden işe alırım? Hani dedim ya üniversitedeki kulübünde bir şeyler yap, AEGEE ya da AIESEC gibi uluslararası kulüplerin içinde iş yap. Neden dedim hiç düşündün mü? Bir etkinlik vs girişimin için kurumlar seni tek başına kaale almaz ama arkana bir kulübü, kurumu alıp onun adına konuşursan iş daha farklı olur. Ayrıca bu aktiviteler insanlarla iş yapabilme yetini geliştirecek ve ilgi alanındaki uzman insanlarla tanışma fırsatı verecek sana. Üniversiten Eskişehir gibi İstanbul’dan uzakta bir yerdeyse bir şekilde İstanbul ile bağlantı kurma yolları ara. Dediğim gibi stajlar, etkinlik girişimleri bunun için biçilmiş kaftan. Ayrıca tabii üniversite hayatın boyunca bolca tiyatrolara, sinemalara gitmelisin ki entellektüel bilgi de kazanabilesin. Örneğin Eskişehir bunun için harika. Çünkü tiyatrolar, sinemalar oldukça ucuz.
Varan 5- Eveeet artık son sınıfta geldin. Sevgiline, şehrine ve üniversitene “Mutlu ol, iyi bak kendine, ne olur gözün arkada kalmasın” tadında şarkılar söylemeye başladın mı hüzünlü hüzünlü sokaklarında gezerken?

Şimdi artık şu ana kadar ektiklerini, tabağına koyduklarını yavaştan toplama vakti. Kulüpler aracılığıyla, bulunduğun ortamdaki insanlar aracılığıyla yeni fırsatlar yaratmaya çalış. Hemen herkesin kulağına koy son sınıfta olduğunu, bu sene mezun olacağını. Birinci sınıftan beri hazırlamaya başladığın portfolio’ya son hallerini ver, standart CV’ni yap ama ona pek de umut bağlama. Geç bir kameranın karşısına görsel bir videonu çek. Bloguna koy (sakın blogum yok deme) Heyecanlı ol, hareketli ol, ideallerini anlat, neler yaptığını ve neler yapmak istediğini anlat bu videoda. Bölüm başkanlarında mezunlar listesi olur. Bu mezunlar listesini onlardan al, sonuçta aynı okuldan mezun olacaksın onlarla, bir gönül bağın var. Bunu kullan, onlarla iletişime geç hatta mümkünse yüzyüze. Ondan öğrenebileceğin çok şey olduğunu ve bunu inanılmaz istediğini onlara göster. Unutma işverenler, patronlar ideali olan, heyecanlı istekli insanları isterler. Herkes okuduğun bölümden mezun oluyor, herkes aynı dersleri alıyor. Senin farkın ne? Bunun cevabını ver. Bir de fresh mezun lafı vardır. Önemli bir konu aslında. Gördüm ki işverenler 1 sene önce mezun olup işsiz insanı ekstrem bir durum yoksa tercih etmek yerine henüz mezun olmuş insanı tercih ediyor. Bu sebeple kendini iş hayatına donanım açısından hazır hissetmiyorsan ve maddi durumun da elveriyorsa bir sene daha uzat üniversiteni. Çünkü gerek iş başvurularında gerek toplumun algısı bakımından üniversite öğrencisi konumunda olmak ile mezun olup bir sene işsiz gezmek arasında çok fark var. Ayrıca bunun kişiye de olumsuz etkileri var. Mezunsan ve iş bulamamışsan kendine güvenin azalabilir, umudunu kaybedebilirsin. İşte tam bu noktada görüyoruz ki üniversitenin insanları olumlu anlamda oyalama durumu da var. Önemli olan bu sürede neler yaptığın. Üniversite bir pasta sunuyor sana. Bu pastadan ne kadar yediğin tamamen sana kalmış. Üniversitede aynı sınıfta okuduğum bir arkadaşım üçüncü sınıftayken işe başlamışken bir arkadaşımda son sınıfa gelmiş okulun bitmesine bir iki ay kalmış daha hala ne yapacağım ben diye sorardı. İşte tüm fark burada.
Ben bu yazımda kendimi, kendi yaşadıklarımı anlatmaya çalıştım. Ben bu yazıyı okudum ama gene de nereden başlayacağımı bilmiyorum, daha kişisel desteğe ihtiyacım var diyorsan bana Twitter’dan yazman yeterli;
Sevgiyle kal ve üniversite yıllarının tadını bolca çıkar, sonrasında çook özleyeceksin. Buna da hazırlıklı ol.
Eren Caner
]]>