Hevesli ve ilgili bir kitle vardı. Hemen her üniversite öğrencisinin sorunu olan ”nereden başlayacağım, hangi kariyer yolunu seçmeliyim” soruları kafalarda önemli yer tutuyordu.
Biz de Google’da kendilerini aratarak yüzleşmeleri ve buna göre hangi proaktif aksiyonları almaları gerektiğini, sosyal medyayı ”bugün ne yesem” tadında değil de daha kişisel marka olmaya giden yolda bir araç olarak kullanmaları gerektiğini ve elbette yine bunları yaparken bilgilerini, heyecanlarını sergileyebilmek adına aktif bir blog sahibi olmaları gerektiğini aktardık. Hatta content marketing’in zirve yaptığı bu dönemlerde blog’ların en sıkıntılı yanı ”ne yazacağım” sorusuna da madde madde cevaplar getirdik.
Youth Republic’ten Çağrı Erdoğan, moderatör olarak paneli yönetirken kişisel markalaşmanın nasıl olacağından bahsederek akıllardaki sorulara yanıtlar verdi.
Uplifers’ın kurucusu ve genel yayın yönetmeni Eda Günay ise girişimciliğin başlangıçtaki sancılı süreçlerinden ve nelere dikkat edilmesi gerektiğinden bahsetti.
Mavi’den Hikmet Şen ise Mavi’nin ve kendisinin dijital pazarlamaya bakış açısından bahsederek dijital kampanyalarından örnekler verdi ve deneyim pazarlamasının önemini vurguladı.
Ben ise kariyer yolunda ”self marketing” dediğimiz kişisel pazarlamadan bahsettim ve internetin, dijital pazarlamanın ve sosyal medyanın markalarda ve zihinlerde nasıl konumlandırılması gerektiğini içeren ve akıllara ”bu ilk fotoğraf nedir yaa?” gibi sorularla başlangıçtan ilgi çeken bir sunum yaptım. O sunum aşağıda:
[slideshare id=34802812&doc=douakdenizniversitesisunumu-140517111559-phpapp01]
Panelin bir bölümünü içeren video için:
Bitişinde de plaketlerimizi aldık.

]]>
Ve bir de bir Mustang kiralayarak şu bize fena bakan Golden Gate’ten geçme isteği
Hatta vakit olursa Steve Jobs‘ın mezarını ziyaret etmek için Alta Mesa Memorial Park‘a da gidebilirim.
Ne de olsa bir galon (4 litre benzin) eyaletine göre değişse de ortalama $3.50 falan. Yani litresi Türkiye’de 5.05 TL iken ABD’de 1.75 TL. Git gidebildiğin kadar.
Dönüşte de ayağımın tozuyla 15-16 Mayıs’ta Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde genç arkadaşlarımızla dijital pazarlamanın, sosyal medyanın bugünkü konumunu ve elbette geleceğini konuşacağız. Detaylar için: https://www.facebook.com/photo.php?fbid=746623035357925&set=a.481276635225901.109221.480869285266636&type=1&stream_ref=10
Şimdilik bu kadar, hoşçakalın.
]]>
İletişimin Facebook’a göre daha yayılımsal, daha açık olduğu popüler mikro-blog servisi Twitter, bugün tasarımında radikal bir değişikliğe gitti. Yeni haliyle Facebook’u oldukça andıran ve ondan bazı özellikleri alan Twitter’ın bu yeni görümüne yakından bakalım.
Twitter bu yeni geliştirmelerle mevcut kullanıcılarını sitede daha çok tutmak, daha fazla yeni kullanıcı kazanmak (yeni hesap açanlar direkt yeni görünümle karşılanıyor) ve kullanıcılarına daha fazla bilgi verme amacında olduğunu düşünüyorum. Çünkü çok uzun süredir marka iletişiminde Twitter KPI olabilecek çok fazla istatistiki bilgi sunmadığı için eleştiriliyordu.
Son olarak, Twitter’ın tasarım dışında şu konulara da biraz kafa yorması gerekli.
]]>Önce hemen takipçi kazan vb. sitelerle takipçi kazanmaya hevesli kişilerin kendi Twitter hesaplarıyla bu uygulamaya katılmalari sağlanılıyor. Uygulamaya izin verirken bu kişiler farkında olmadan uygulamaya mecburen tweet atma izni de veriyorlar. Sonrası mı? Gündeme taşınacak bir hashtag belirleniyor ve havuzda toplanan hesaplara otomatik tweet’ler attırılıyor, retweet’ler ettiriliyor. Bu kişilerin haberdar olmadığı bu durumda “vay efendim Twitter hesabıma virüs bulaştı”gibi saçma cümleler kuruluyor. Twitter hesabın bir profildir, bir işletim sistemi değildir ki. Ne yapacağı belirsiz uygulamalara izin vermezsen böyle bir şey olamaz. Bu, ”Facebook’uma virus bulaştı.” cümlesiyle aynı anlamı taşıyor. Gündeme taşımaya bu hesaplar yetmezse de yumurta yeni hesaplar açılarak onlara tweet attırılıyor, retweet ettirilebiliyor.
Bu bilgiler gizli değil ve Trend Topic’in akışını okumaya çalışan hemen herkesin yapabileceği bu kısa analiz karşısında aslında Twitter’ın yapması gereken çok basit: Uygulamaların tweet atma yetkisini iptal etmek. Fakat neden yapmıyor hiç düşündün mü? Fake de olsa sonuçta bu tweet’ler gün sonunda atılan tweet sayısına insan mı atmış, uygulama mı atmış bu fark gözetilmeden dahil edilebilir. Pratikte ne kadar çok tweet, o kadar Twitter kullanımı -ki dolayısıyla o kadar çok reklamveren ve hissedar tatmini olabileceğine göre kısa vadede bir çözüm geleceğini öngörmüyorum.
Bugün bu köşede, gerçekliğe gölge düşüren, özellikle dijital marka yönetiminde kullanılması durumunda markanın ve ajansın kimliğine çok ciddi gölge düşürebilecek bu işlere (bunlara ayrılacak zaman, yaratıcılığa, pazarlamaya ayrılmalıdır.) hemen her gün Trend Topic’i takip eden bir kişi olarak dikkat çekmek istedim.
]]>30 Mart seçimleri öncesi Türkiye’nin gündemi malum. Hayali karakterler, Türkiye’nin bir dizi gibi takip ettiği ses kayıtları, akabinde Twitter’a Türkiye’den erişimin engellenmesi, işin ekonomik boyutu derken dijital mecralarda iş yapmaya çalışanların özellikle kendisini ”sosyal medya uzmanı, sosyal medyacı” olarak konumlandıranlar için çanlar çalacak gibi.
Hükümet bazı profillerin IP’lerini istiyor, Twitter vermemekte kararlı olduğunu söylüyor. İş kitlenecek gibi.
Peki ne yapabiliriz?
Kabaca top oynadığımız bu sahada;
Marka değeri-yönetim-pazarlama-dijital pazarlama-sosyal medya vardır. Dikkat ederseniz sosyal medya en sonda. Neden? Çünkü sosyal medya dijital pazarlama yapabilmek için kullanabileceğimiz bir araçtır. Dijital pazarlamada, geleneksel pazarlamaya bağlı, onunla örtüşen belli bir dijital stratejimiz olmalıdır. Bu pazarlamada geleneksel stratejisini belirlerken de illa ki yönetim ve marka değeri anlamında hamleler içermektedir.
Yani sosyal medya, içerik, kampanya, moderasyon vs. dünyasında değil zoom-out yaparak daha geniş açıdan bu işleri değerlendirmeliyiz. Evet, birçoğumuz işe sosyal medyacı, içerikçi, kampanyacı olarak başlamış olabilir ama sonuç olarak görüyorum ki işinin aslında 1960′lardaki pazarlamadan çok da farklı olmadığını, sadece platformun değiştiğini, trend’lere hakim olup işi pazarlama, kreatif düşünmeye çalışıp, işi marka yönetimi bakışıyla ele alan, pazarlama bilgi eksikliğini görüp kendisini o yönde geliştirmeye çalışanlar daha hızlı ilerlerken; sosyal medyacıyım, sosyal medya uzmanıyım diye marka yönetimini, dijital pazarlamayı sadece sosyal medyada içerik girmek, kampanya yapmak vs. olarak dar anlamda algılayanlar genelde aynı yerlerde dolanıyor.
Bunları neden mi söylüyorum?
3 gün sonra Twitter, Facebook, Youtube vs. tümden erişime kapatıldı? O zaman ne yapacaksınız? Ha-ha-ha ben VPN’den giriyorum mu diyeceksiniz? Ya milyonlar? Herkes girebilecek mi böyle? Herkesin giremediği, kanunen yasaklı bu mecralarda markalar iletişim yapmak isteyecek mi? Merak ediyorsanız, birkaç gündür yasaklı Twitter’da kaç büyük marka tweet attı bir bakın isterseniz… Marka yönetimi, pazarlama, dijital pazarlama büyük ekseninde kendinizi donatırsanız sosyal medyada değil bilmem ne medyada, olmadı televizyonda bu pazarlamayı, marka yönetimini bir reklamcı şapkasıyla yapmaya devam edersiniz. Aksi halde sosyal medya Türkiye’de bitti abicim, tüh tüh tüh cık cık cık edersiniz.
Hayatta bazen zoom-in zoom-out yapabilmek gerekir. Şimdi zoom-out vakti!
Benden söylemesi…
]]>
Çok değil kısa bir süre önce Flappy Bird çılgınlığı sosyal medyayı sardı. Twitter’da trend topic, medyada haber oldu. Her yerde herkese o kadar çok anlatıldı ve merak ettirildi ki bu 800 küsür kb’lik oyun çok fazla oynanır oldu. Önce yaratıcısının günlük $50.000 kazandığı, sonra da ilgiden sıkılıp oyunu AppStore’dan ve PlayStore’dan kaldırdığı söylendi. Bunun akabinde de Ebay’da bazı fırsatçılar ortaya çıktı. Flappy Bird’lü iPhone’u 6.000 TL’ye satan gibi.
Bu akımla oluşan ekonomiyi bu yazıda biraz analiz etmek istedim. Yaklaşık 3 senedir App Store’la ve son 1.5 senedir de Play Store ile çok fazla haşır neşir olduğumu söyleyebilirim ve bu tip zor olabilecek bir çok oyun indirip oynadım.
Boruları ve oynanış tipi Super Mario’nun 2.1′inden kopya olan bu oyunun bu kadar yayılmasının, günlerce Twitter’da trend topic olmasının, medyada haber olmasının arkasında AppStore’da ve PlayStore’a ilgi çekmek isteyen Apple’ın ve Google’ın olabileceğini düşünüyorum. Neden mi?
2 boyutu var:
1- Oyun geliştiriciler açısından: Wow, elin adamı 800 kb’lik bir oyun yaptı, sağı solu Mario’dan kopya üstelik günde $50.000 dolar kazanıyor. Hemen ben de bir oyun yazmaya çalışayım.
(Oyun geliştiricilerin ilgisi çekildi, geliştiriciler daha fazla oyun yazarak mağazaların zenginleştirilmesine teşvik edilmiş oldu.)
2- Son kullanıcı açısından: Vay arkadaş, bu oyun da neymiş böyle. Her yerde karşıma çıkıyor. Merak ettim, bir indireyim ben de. Dur nereden indiriyorduk? AppStore. Hıh tamam. Bakalım başka ne oyunlar, uygulamalar varmış. Oo bu da iyiymiş. Dur bunu da indirivereyim.
(Uygulama mağazalarına ilgisi kaybolan, haberi olmayan kitle mağazalara çekilmiş oldu ve bu arada başka uygulamaları da tanıtılmış, indirtilmiş oldu.)
Sonuçta karlı çıkan, oyunun geliştiricisi ve WOM (ağızdan ağıza pazarlama) yaratan uygulama mağazaları oldu.
Google Trends’in söyledikleri içinse…
]]>Insight için güzel bilgiler veren dijital strateji sunumunu incelemenizi tavsiye ederim.
[slideshare id=24081694&doc=digital-strategy-101-bud-caddell-130709225509-phpapp01]
İçerik pazarlamasında içgörünün yeri tam merkezdir diyebiliriz. Geleneksel CRM ile alınması zor bilgiler Social CRM ile ve çeşitli tool’lar, analizler ile alınabilir. Böylece bilgi temelli pazarlamaya ve içerik pazarlamasına kapı aralanabilir. Artık Facebook’ta marka hayran savaşları büyük markalar nezdinde bitti, şimdiki savaş ”anlamlandırma” savaşı olmalı. Yani 2.000.000 hayranın var fakat bunların kaçını, ne kadar tanıyor ve bu insight’ları nasıl conversation’a, içerik pazarlamasına dönüştürebiliyorsun? Niceliği elde ettik, niteliğe dönme savaşı. Bunun için de markaların belki biraz deneysel takılması da gerekebiliyor bazen.
Ve içerik pazarlamasında artık nispeten pazarlamanın pek dahil olmadığı yeni ağlara yönelmenin fayda getireceğini düşünüyorum. Örneğin Line, Snapchat, WhatsApp gibi. Ayrıca yeterli insight’ı aldıktan sonra konu içerik pazarlamasına gelince bazen ille de yeni bir fikir aramak yerine var olan 2 mecranın birarada kullanımıyla da yenilikçi kampanya fikirleri ortaya çıkıyor. Bunun en güzel örneği, bir gün Play Store’da yeni uygulamaları incelerken indirdiğim bir uygulamayı Instagram’la birlikte kullanarak hem markaların video content üretme zorluğuna kolayca cevap verdiğim hem de konuşulma yaratacak bir kampanya fikri oluşturduğum andı. Diğer bir örneği ise geçmişte gnctrkcll’nin Sevgililer Günü’nde katılımcılarına Zaytung’a haber olma imkanı veren kampanyasıydı.
Dediğim gibi, iyi içgörü iyi kampanya fikri getirir.
]]>
Facebook’un WhatsApp’ı satın alması geçen haftanın en çok konuşulan konularından biriydi. Gelir modeli olmayan, reklam yayınlamayan fakat Ocak 2014 itibariyle tüm dünyada 430 milyon aktif kullanıcısı olan ve günlük mesaj trafiği de 50 milyara dayanan WhatsApp’ın satışında ilginç bir detay var.
Akıl yürütme yaparak ve istatistikleri kullanarak Facebook’un her WhatsApp kullanıcısı için kişi başı ne kadar ödediğini hesaplayabiliyoruz. Yani; 430 milyon / $19 milyar = Kişi başı ortalama $44 yani 96.3 TL Facebook WhatsApp’a para ödedi. Yani WhatsApp’ı kullanıyorsan Facebook senin için de WhatsApp’a ortalama 96.3 TL ödedi.

Reklam modeli olmayan ve böyle bir model geliştirmeye çalıştığınızda kullanıcıların nasıl bir reaksiyon vereceğini bilmediğiniz bir ağa böyle bir yatırım yapmaya değer mi?
]]>
Telefon doğrulaması sebebiyle Facebook’a nazaran sahte hesap olmasına ihtimal verilmeyen WhatsApp’ın, Ocak 2014 itibariyle aktif kullanıcı sayısı 430 milyona, günlük mesajlaşma sayısı da 50 milyara ulaştı.
Reklam modeli olmayan WhatsApp, ilk yıl ücretsiz kullanılıyor ve akabindeki her yıl 0.99 cent’ten ücretlendiriliyor. Mobil platformlarda önce Instagram’ı, şimdi de WhatsApp satın alarak adından söz ettiren Facebook’un WhatsApp üzerinden nasıl bir gelir modeli oluşturacağı, Facebook chat’in yerini WhatsApp’a bırakıp bırakmayacağı ve Twitter’ın bu satın alıma karşı bir hamle yapıp yapmayacağı cevap bekleyen sorular arasında.
]]>Zihninizi fetheden bir marka davranış oluşturur. Kalbinizi fetheden bir markaysa bağlılık oluşturur. #pazarlama — Eren Caner (@ErenCaner) 13 Nisan 2012
Zig Ziglar da diyor ki: “People don’t buy things for logical reasons,” Zig Ziglar once famously said. “They buy for emotional reasons.”
Yani insanlar mantıksal sebeplerden bir şeyler satın almaz. Duygusal sebeplerden ötürü satın alır. %100 her zaman işlemese de genellikle böyledir. Şimdi mashable.com‘da da yayınlanan bu infografiği yorumlayalım:
1. Müşteri hizmetlerini çok iyi inşaa et
Müşteri hizmetleri çok önemli. %73′lük bir kitle bu hizmetin iyi olması durumunda markaya bağlanıyor. Satın almaların %70′i bir sorun halledilirken müşterinin nasıl hissettiğiyle doğru orantılı. %55′i daha iyi bir müşteri deneyimi için daha fazlasını ödemeye razı. %89′u ise kötü bir müşteri hizmetleri deneyiminden sonra alışverişi bırakmayı tercih ediyor. Hakikaten müşteri hizmetleri tatmin edici olmayan bir markadan alışveriş yapmak kulağa çok zor geliyor.
2. Tasarıma önem ver, tüm görsel varlıkların modern görünsün
Satın alma kararlarının %90′ı görsel faktörlerden etkileniyor. Renk, markanın tanınırlığını %80 artırıyor. Yani belirli bir renk ile özdeşleşmeyi başarabilen markalar hafızalarda kolayca yer kazanabiliyor.
3. Kaliteli içerik üret. Content Marketing’e önem ver
İlgi çekici content markaların sosyal medyada takip edilmesi için ilk 3 neden. B2B yani hedef kitlesi şirket olan markalar blog iletişimi yaparak, bu iletişimi yapmayan markalara göre %67 ile pazarda daha söz sahibi olabiliyor. Twitter kullanıcılarının %67′si, takip ettikleri markalardan alışveriş yapmaya daha yakın. Burası çok önemli: Müşterilerin %70′si marka ile ilgili haberleri, yenilikleri vs. reklam ile değil yazılar (content) ile almayı talep ediyor.
4. Duyguları gıdıkla, harekete geçir
Tekrar yazıyorum: Zihninizi fetheden bir marka davranış oluşturur. Kalbinizi fetheden bir markaysa bağlılık oluşturur. Satın alma deneyimlerinin %75′i duygulara hitap etmekten geçiyor.
5. Söz ver ve o sözü tut
Muhtar Kent‘in bir sözü vardır. “Marka olmak tüketiciye bir söz vermektir, iyi marka olmak ise tüketiciye verilen sözü tutmaktır”
Müşteri sadakati, tek bir satıştan tam 10 kez daha değerlidir. Sadakat yaratabilmek, bu bağı kurabilmek önemlidir.
6. Feedback’leri teşvik et ve dinle
Bill Gates diyor ki: En mutsuz müşterileriniz ”learning” için en iyi kaynaktır. Yani en mutsuz müşterilerinizden hem markanız hem o konu üzerinden bilgi alabileceğiniz en iyi kaynaktır.
]]>